Şampiyon Olamamanın Dayanılmaz Hafifliği

Posted by her boku bilen adam | Posted in | Posted on 18:56

Her ne kadar uzun bir süre futbol ve spor ile ilgili bir yazı yazmamak adına kendime söz versem de Turkcell Süper Lig’in son haftasında yaşananlarla ilgili bir değerlendirme yapmamak olmazdı.


Hem de kaybeden taraftan biri olarak susmak hiç olmazdı.

Efendim, açıkçası ben 2006’daki Denizli maçında üzüldüğümün yüzde biri kadar üzülmedim haftasonu yaşananlara. Bundan da artık takımıma o kadar bağlı olmadığım sonucu çıkmasın sakın. Tam aksine bu “üzülmeme” durumunun aslında tamamen takımıma bağlı olmakla ilgili bir durum olduğunu düşünüyorum.

Misal vermek gerekirse; bazen blogda ve diğer mecralarda yazdığım ve Fenerbahçe’yi yeren eleştiriler; diğer takım taraftarları tarafından “vay be helal olsun sana, senin gibi Fenerli mi var..” gibi yorumlar alırken kendi takımımın taraftarlarından küfüre varan tepkiler alıyorum. Ama işin aslında; ne benim tarafsız, objektif olmak gibi bir kaygım var; ne de her iki taraf da beni yeterince anlayabiliyor.

Benim Fenerbahçe ile ilgili getirdiğim tüm eleştiriler tamamen taraflı ve objektif olmayan bir gözle yapılıyor oysa. Zira ben Emre Belözoğlu’nu, Volkan Demirel’i, Bilica’yı, Daum’u bu takıma yakıştıramadığımı ve onların getirdiği başarıların beni tatmin etmeyeceğini söylediğimde aslında tamamen Fenerbahçeli kimliğimle bunları söylüyorum.

Milli takım kaptanlığı yaptığı maçın ardından bile tribünlere hareket çeken Emre’yi takımımda kaptan olarak görmek istemediğimi söylediğimde de, savunma yapmayı sadece çirkeflik olarak algılayan Bilica’nın imza attığı bir galibiyetin ardından sevinemediğimi söylediğimde de, ezeli rakibine karşı topu götüyle kontrol ederek dalga geçtiğini sanan Volkan’a getirdiğim eleştirilerde de aslında en fanatik duygularım ağır basıyor benim

Çünkü benim Fenerbahçeli olmaktan algıladığım artık klişeleşen ve ağızlara sakız olan İslam Çupi’nin sözlerindeki gibi "Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz" anlayışındaki bir bakış açısı.

Benim Fenerbahçeli olmaktan algıladığım ve Fenerbahçeli olarak beni mutlu eden şey mağlup olduğunda bile mücadele etmiş bir takımın taraftarı olmak, kazanmaktan çok sahada elinden geleni yapmış bir takım için destek veriyor olmak.

İster inanın ister inanmayın benim şu hayatta Fenerbahçeli olmaktan en gurur duyduğum an ne 6-0’lık Galatasaray galibiyeti ne de Sevilla’yı eleyip Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale kaldığımız andır.

Fenerbahçeli olmanın hazzına en çok eriştiğim 3 an var hayatımda.

İlki; 3-0 öne geçince Simoviç’in kalesinde taklalar attığı, farkı yakalayan Galatasaraylı futbolcuların artislik hareketleriyle dalga geçtiği devreden sonra çıkıp 4 gol attığımız maç ki aslında 6-0’dan çok daha önemli bir galibiyettir.

İkincisi yine ilk yarıyı 3-0 yenik kapattığımız ama taraftarın sanki 3-0 öndeymişçesine takımı alkışlarla soyunma odasında gönderdiği Gaziantepspor maçı.

Üçüncüsü ise aslında kimilerinin hezimet olarak gördüğü ama benim için Fenerbahçeli olmanın aslında ne demek olduğunun tam olarak simgesi olan, tüm maç boyunca harika bir oyun oynadığımız ama kalecisi bile atıldığı halde rakibine direnen ve teslim olmayıp bir de gol atarak bizi Kadıköy’de yenen Beşiktaş’a karşı oynadığımız maç. Hele ki maç sonu hem kendi takımını hem de Pancu’yu kaleye geçirip bizi yenebilen Beşiktaş’ı alkışlayan binlerce insanla aynı takımı tutuyor olmaktan duyduğum hazzı, o maçta duyduğum hüznün hazzını inanın daha sonra hiç bir maçtan alamamışımdır.

Ve yine inanın bunu en fanatik duygularımla söylüyorum.

İşte bu Fenerbahçelilik olgusu son yıllarda hem kulüp hem takım hem de taraftarda iyice kaybolmaya başlamıştı. O formaya hiç yakışmayan oyuncularla doldurulan ve “kazanalım da gerisi önemli değil” zihniyetindeki; mücadele etmek, sorumluluk almak, o formayı taşımak nedir bilmeyen futbolcularla doldurulan, tek vizyonu “günü kurtarmak” olan; İstiklal Marşı’nı söylemek, odasına Atatürk resmi asmak gibi Türk halkının zayıf noktalarının bilincinde çakalca bir popülistlik içindeki basiretsiz bir teknik direktör olan Daum’u hem de yaşattığı büyük şokun ardından tekrar takımın başına getirmek gibi skandal kararların ardından Fenerbahçe , Fenerbahçe olmaktan çıkmış ama buna rağmen bu sezon kör topal son haftaya kadar gelmişti.

Düşünün ki takım sadece Alex’in ayağına bakıyor, Fenerbahçeliler’in nefret ettiği Emre Belözoğlu tribünlerin alkışlamak zorunda kaldığı tek adam oluyor, tek artısı takımın sahaya (güya) 11 kişi çıkmasını sağlayan Güiza, Semih gibi bir Fenerbahçeli’ye tercih ediliyor, tüm bunlar olurken basiretsiz ve kişiliksiz futbolumuz “kazanalım, şampiyon olalım da gerisi önemli değil” gibi bir bakış açısı ile görmezden geliniyordu.
Zaten bu söylediklerimde ne kadar haklı olduğum Trabzonspor maçı sonrası iyice ayyuka çıktı. Zira Bursa maçının berabere bittiğini sanan ve kendini Fenerbahçeli zannedenlerin şampiyonluk kutlaması adı altında sahaya girip Fenerbahçeli olmak nedir anlayamamış futbolcuları(istisnalar hariç)omuzlara alması, timsah yürüyüşü yaparak akılları sıra Bursapor ile dalga geçmeleri ve anonsun yanlış olduğunun anlaşılması sonucu “MABED” dediğimiz ve kutsal saydığımız statı yakmaları durumun vehametini gözler önüne serdi artık.

Düşünün ki Fenerbahçeli olmayı sadece Fenerium’dan orjinal forma almak sanan bu denyoların Fenerbahçeliliği; sadece 1 gol sonunda yerini başka bir ŞEY’e bırakıyordu.

Bana göre bu yaşananlar Fenerbahçe’nin ve türk futbolunun başına son yıllarda gelmiş en hayırlı şey oldu.

Sezon boyunca Türkiye’de futbol oynamaya çalışan ve maçları izlenmeye değer tek futbolu oynayan Bursaspor’un şampiyon olması hem Fenerbahçe’ye, hem Türk Futbolu’na hem de “Bizi nasılsa şampiyon yapmazlar” diyen diğer küçük zihniyetteki takımlara bir tokat oldu.


Bursaspor’un şampiyon olmasına her şeyden önce yukarıda saydığım sorunların artık (umarım) halının altına atılamayacak kadar büyük olduğunu gözümüzün içine sokması açısından sevindim ki bu sorunlar aslında sadece Fenerbahçe’yi kapsayan sorunlar da değil.

Bursaspor’un şampiyonluğunun getirdiği çok büyük bir gerçek daha vardı ki; o da kendilerine “Büyük takım taraftarı” diyenlerin aslında sadece AntiFenerbahçeli olduğunun gözler önüne serilmesi idi.

Düşünün ki kötü geçen ve yanlışlıklarla dolu bir sezonun ardından kendi takımlarının hezimetini görmezden gelip sadece Fenerbahçe’nin başarısızlığı ile mutlu olan bu büyük takım taraftarları daha bir kaç hafta öncesine kadar içlerinde kendi takımlarının da mağlubiyeti olan maçlar sonunda Fenerbahçe’yi maç satın almak, kalecileri bağlamak, hakemleri ayarlamakla suçluyor ama 1 gol sonunda her şeyi unutup “ehe nası koydular size" diye mutlu olabiliyor ve şampiyon olduk sanıp timsah yürüyüşü yapan denyolarla aynı saflara giriyorlardı.

Bunu yapan adamların şöyle bir yazı yazarak kendine Spor Yazarı(!) diyen Selçuk Yula kadar değeri vardır benim gözümde.

Sırf bu yüzden bile Bursaspor’a teşekkür edilmeli bence.

Tüm bunların yanında gözümüzün önündeki Ertuğrul Sağlam’ı bizim gözümüzün içine en SAĞLAM şekilde soktuğu için bile kutlanmalı Bursaspor.

Bursaspor’un şampiyon olması ihtimalinin konuşulduğu dönemlerde “Şampiyonlar Ligi’ne gidip de ne yapacaklar” diyip de sanki her sene Şampiyonlar Ligi’nden hüsranla dönmemiş gibi konuşan büyük takım taraftarlarına inat şampiyon olmalıydı Bursaspor.

..ve oldular da.

Umarım bu yakaladıkları muhteşem rüzgarı uzun süre kaybetmezler de diğer takımlar artık Fenerbahçe’yi, Galatasaray’ı değil de onları örnek alarak yanlış değil doğru modeller ışığında hareket etmiş olur.

Son olarak tekrar Benim Fenerbahçem’e dönersek;

Kadın voleybol takımı şampiyonlar ligi finali oynayan, tüm kupaları süpüren ve Armanın Gururu payesini sonuna kadar hak eden; erkek voleybol takımı, kadın basketbol takımı şampiyon olan; erkek basket takımı, başında hocası bile yokken finale yükselen bir Spor Kulübü’nün taraftarına sporu bu kadar sevdirip de o taraftarı en güzel spor olan Futbol’dan böylesine soğutmaya hakkı yok artık.


Hem de en SAĞLAM çözüm yolu KOCAMAN bir şekilde önümüzde dururken.

Comments (21)

Gözümü yollarda bırakan yazılardan biriydi bu. Özellikle fenerbahçe taraftarı olan birkaç blog yazarının neler yazacağını bekliyordum, biri geldi bile. Umarım yazdıklarınızı aynı renklere gönül verdikleriniz anlar.

Galataraylı olmama rağmen (niye belirtiyorsam), güzel bir yazı olmuş, dönüşün iyi oldu..

Bir Fenerbahçeli olarak hissetiklerimi okumak beni mutlu etti. Umarım bir şeyler ders olur bu sefer..

Bakış açılarının sağlıklı duruşu için tebrikler =)

manyak misiniz siz?

bir daha boyle seyler yazmayin. yoksa bu adamda is var diyerek butun kulliyati okur, gunun muhtelif zamanlarinda buraya ugrar yeni yazi goremeyince de kufur ederim.

hem gunaha girerim hem de artikkemale ermis omrumun kiymetli vakitlerini buraya harcamis olurum. bunu da istemem dogrusu.

en iyisi siz, yanlislikla oldu deyin ve bu mesel aramizda hallolsun.

Merhabalar,

Oncelikle sunu belirtmek istiyorum. Bu ulkede anti-fenerbahcelilik diye bir olgu varsa, bunun sebebi fenerbahce takimi karsisinda hissedilen haset, cekememe kesinlikle degildir. Bunun sebebi Ali Sen, Aziz Yildirim gibi FB baskanlaridir. Verdikleri demeclerdir. Kendi hirslarindan rakiplerinin gozunun icine baka baka "tesaduf" diyebilmeleridir. Taraftari gazlamalari, galeyana getirmeleridir. Sampiyon olmadan sampiyonmuscasina sevinmelerdir.

Bir takimdan hem onu yenen, hem de ona yenilen takimlarin taraftarlari nefret ediyorsa, durup sebebi kendinde aramak lazim gelir. Ben bu ulkede otobus camlari anadolu sehirlerinde taslanan tek bi takim biliyorum. Fenerliler nefretin sebebinin kendilerinden kaynakladigini anladiklarinda, Fenerin sampiyon olmadan kutlamalara baslayip sonrasinda rezil olusuna neden butun turkiye tef calip eglendi bunu da anlayacaklardir.

Iyi gunler dilerim.
Zeynep

harikulade bir yazı. son günlerdeki olaylara karşı en mantıklı bakış açısı. harika tespitler. tebrik ediyor ve devamını diliyorum.

rakip takımın taraftarlarıı da emre-aziz-bilica vb figürlerden rahatsız oldukları için onların temsil ettiği fener zihniyetine karşı duruyorlar. tıpkı senin bu yazında yaptığın gibi. ve inan o tarftarlar kendi bünyelerinden çıkan hıncal-demirören-terim figürlerinden de artık bıkıp usanmışlardır.
ve bu durumu bugünlere getiren de "“Büyük takım taraftarı” diyenlerin aslında sadece AntiFenerbahçeli olduğunun gözler önüne serilmesi idi. " cümlende olduğu gibi gayet masum duran ama gelecekteki yangınları şimdiden körükleyen gizli kibirdir.

yazınızı çok beğendim.. Her fenerli sizin kadar sempatik olsa, bu kadar anti-fenerli üremezdi bu ülkede..

Bir Glatasaray taraftarıyım ve bu gün bunları konuşuyorsak,yada konuşturuluyorsak, aslında ülkemizde ne yazık ki büyük bir takım bulunmamaktadır.. Eğer bir takım Uefa kupasını kaznamya kadar yükselip sonraki 10 yılda yerlerde sürünüyorsa, onun ezeli rakiplerinden biri her türlü ekonomik güce sahip olmasına rağmen kupa kazanacağına, antipati kazanıyorsa, öbür sözde büyük takım kırk yılın başında şampiyon oluyorsa, olmayınca da ona buna karşıysa, kimse kusura bakmasın büyük takım falan yoktur ülkemizde.. büyüklük: sahaya oynayan oyunculardan bağımsız olarak birlikte oynama içgüdüsüne sahip, top oynamak yetisine ve niyetine sahip, futbol OYUNUNU icad eden İngilizlerin elindedir.. BÜYÜK TAKIM rakibini alkışlayan Manchester United dır, Chealsea dir Liverpooldur.. vs..
Biz hala birbirimizi yiyelim topu alan Londrayı geçmiştir..

bu olayı ne zaman yazacak diye bekliyordum bende. duygularıma tercuman olmuşsun (yine)

teşekkür ediyorum.

sataşma ve kavganın olmadığı ilk futbol temalı yazım olma yolunda ilerliyor bu yazı yorumlara bakılırsa.

mutlu oldum resmen.

yorumların hepsiyle hemen hemen aynı düşüncedeyim ama Tinkerman'in yorumuna ayrıca bir parantezle katılıyorum.

sevgiler saygılar herkese.

*hand solo daha çıkmamış ortaya. dur bakalım o nerden vuracak.

konuyla birebir alakalı olmasa da fenerbahçe nefreti üzerine;

http://ouynbzoan.blogspot.com/2010/05/83-dogumlu-bir-fenerbahceli-olarak.html

HBBA House'a benzetiliyormuş,
Benim bugüne kadar gördüğüm tek benzeyen şeyi sakatlığı
Ama sakatlığın yerleri farklı

SSAY

Bu sığ gündem içersinde tek doğru şeyi Eskişehir taraftarları zaten söylemiş: "İstanbul takımlarını tutanlar biraz da bizim takımlarımızı tutsunlar." O zaman dünyamız daha da güzelleşecek. kaynak: http://sphotos.ak.fbcdn.net/photos-ak-sf2p/v257/69/67/675039033/n675039033_497840_5354.jpg

emre, volkan ve emre disinda, yazinin hepsine katiliyorum, bizim derdimiz bursanin sampiyon olmasi degil , diger takimlarin renkten renge girmesi
Daum konusuna gelince bence daum a haksilik yapiliyor ki bu adam elinde kadro yetersizligine ragmen elindeki en iyi malzemeyi kullandi, ilk 11 den 2 tane oyuncu gitti yerlerine yedek gökhan ünal alindi ama daum diegerleri gibi kadro kalitesiz diye sikayet etmedi,sezon basi bitik olan gökhan gönül ü parlatti, mehmet den sag acik yaratti, volkanin konsantrasyon sorununu cözdü, vs., zaman zman kötü futbolda oynatti kabul fakat rijkard ne oynatti, denizli ne oynatti hatta göze hos gelen futbol oynadigi dedigin bursaya saglam ne oynatti, son maclar döküldü takim, ,trabzon macinda girilen pozisyonun haddi hesabi yok , top girmedi diye daum gitsin demek kadar kallesce bisey olamaz
emre ye gelince yaptigi bi hatayi isitip isitip öne sermeye gerek yok, 2. yarinin basinda takim bitti derken tek basina tasidi, fenere geldiginden beri en iyi sezonunu oynadi , onun kadar canini disine takip oynayan bi gökhan vardi.
volkan a gelince disiplinsiz evet, ama takim kupa ve ligde final oynamissa volkan bas mimarlarindandir( keita topunu cikartisi, bobunun penaltisi, 8-9 hafta gol yaemedi vs.) daha ne yapsin, burak odunu 10 yilda bi atacagi gol geldi bizi buldu( orta yapti kaleye girdi) diye volkanin performansi cöpe atilamaz, has fener semih e gelince biraz götüne büyütcegine futbolunu büyütseydi, gol krali oldugu sezon sonrasi ne oynadiki, aragones zamani tüm sezon ye oynadi, has fenerli olamak yetmio,cikp sahaya oynayacaksin

beğendim yazıyı bir fenerbahçeli olarak ben de seninle benzer duygular içerisindeyim.ama eklemeden geçemeyeceğim o stadda bursaspor maçının 2-2 bitmediğini bilmesine rağmen fenecanlı yayın arabasında olup da sırf Fenerbahçelilerin "şampiyon olduklarnı zannettikleri o anı" çekebilmek için gelip de maçın skorunu soran fenerbahçeli taraftarlara "2-2" diyen kameramanlar vardı.. ynai nasıl birşeydir anlamıyorum ben ne kazanmaya çalışıyor orada o kameraman e hadi çekti..sonra şampiyon oalamadığını anlayan taraftarlar o canlı yayın arabasını da devirmişler...tabi ne kameramanın hareketi doğru ne de taraftarların bu hareketi ama yani daha doğru hareket edilebilirmiş..neyse,...eline sağlık.. geçmiş olsun artık..zaten bence de senin dediğin gibi çok iyi oldu bursa nın şampiyonluğu..azıcık aynaya bakar herkes kendisine bir çeki düzen verir..

gözle görünen bir gerçek var, yıldırım büyük bir başkan, büyük yatırımlara imza atıyor, fakat futbol yetenek işi, içinden gelmek gerekiyor.

yıldırım kimseye güvenmiyor, geçmişten gelen bir tecrübe belkide, hep elini takımın üzerinde tutma ihtiyacı hissediyor.

bu bağlamda sportif direktör olarak kocamanın gelmesi kendi adına kötü fenerbahçe adına iyi olmuştur.

fenerbahçe takım ruhunu bu anlayışla hiçbir zaman yansıtamaz, gs den enbüyük eksikliğide budur.

bir fenerbahçeli olarak kocamanın takımın başına geçmek istemiyeceğini düşünüyorum, en büyük hayali olmasına rağmen.

ama baskılar belki farklı sonuçlar yaratır.

her ne olursa olsun
bukadar patronun olduğu bir kulupte kocamanda iş yapamıyacaktır.

volkan dışında çoklukla katıldığım, katılmakla kalmayıp statta sağda solda çizmeye çalıştığım bir fenerbahçeli profili... acayip bir durum tabi, ben sahaya girip rakiple kendi harekeketiyle dalga geçene fenerbahçeli değil diyorum, o da arda'ya küfretmeyen fenerli olmaz diyor... azınlıklar gücünü bilgisinden alır ama futbolda bilgi şimdilik bir işe yaramıyor... yorum daha uzar gerek yok da ben hazır elime gelmişken şunu soracağım...

şu emre'nin nesini seviyorsunuz arkadaş? elbette türkiye'deki bu yoklukta iyi olduğu çok oyuncu vardır da, ya her maç en az bir sarısı, 2 maçta 1 kırmızısı eksik, sene boyu asist gol oranı belli, rakibi kışkırtan tarzı olan bir adama hem de yaptıkları ortadayken üstelik de 3.5 milyon euroya neden ihtiyacımız olsun? zico varken emre mi vardı, ne olur yapmayın... bize emre değil sevgi lazım, uğur boral'ın söyleyeceği sözleri yeniden söyletecek biri lazım... önerim ali koç başkanlığında hocası pierre van hoojidonk, kaptanı tuncay olan yeni bir takımdır yeniden...

uğur boral: "futbolcu bazen takım bazen taraftar bazen başkan çokça da para için oynar ama biz bu sene zico için de oynuyoruz..."

varol,

dediklerin olsun dana kesicem.

denizli maçı kadar ben de üzülmedim. hele de kendini rakip sanan sözüm ona büyük takım taraftarlarının yorumlarından sonra neden üzülmediğimi daha iyi anlıyorum.

kocaman'ın kredisi taraftarın nazarında sonsuzdur. ne olursa olsun, hiçbir başarı kazanamasa da takıma kazandıracağı ilk şey doğru düzgün bir futbol kültürüdür. bundan sonrasını ise zaten bu iyi temel getirecektir. ama "teknik direktörümüzün arkasındayız" açıklamalarını duymak beni çok üzer. bu yönetim mantığı ile olur mu bilmiyorum. işte o başka bir büyüklük olayını 12 senedir yönetimde olanların anlamış olup olmadığını kocaman'a davranışlarda görürüz.

her şeyini fenerbahçe2ye veren bir başkan güzeldir ama artık fenerbahçe'ye zarar veren açıklama ve davranışlarını fenerbahçe sevgisinin önüne koymamalıdır.

son olarak gaziantep-fenerbahçe maçının ikinci yarısı başlarken melih şendil'in anonsları hala hatırımdadır ve tüyleri diken diken eder

Kocaman in Fenerbahceye hala hazir olmadigini dusunuyorum adam gibi adam olabilir, beyefendi de olabilir ancak teknik direktor olarak herhangi bir kazanim elde etmemis biri Fenerbahce ye ne kazandirir?